Yazı Dili
Kasım 29, 2007
Güncelleme: 7 Ekim 2008, Salı
TÜRKÇEDE KONUŞMA VE YAZI DİLLERİ ARASINDAKİ FARKLAR
(Bu kısım ödev arayan çocukların şikâyetleri üzerine sonradan eklenmiştir.)
Daha aşağıdaki bilgilerden de gerekli derlemeler yapabilirsiniz. Bu yazıyı aynen kopyalayıp da ödev diye öğretmeninize vermemelisiniz. İyi araştırmalar yapın, benim yazdıklarımdan sadece işinize yarayacak olanları alın. En aşağı kısımdaki Turuncu başlıklara dikkat edin. Bütün yazdıklarımdan birkaç alıntı yaparak ve başka yerlerden bulduğunuz bilgilerden derlemelerle kendinize özel iyi bir ödev hazırlayabilirsiniz.
1- Yazı dili düzgün, kurallara uygun ve sade olmalıdır. Anlatım güçlü olmalı, kelimeler dikkatle seçilmelidir.
Konuşma dilinde çok rahat davranırız. Genelde düşünmeden konuşuruz.
2- Yazarken kelimeler doğru yazılmalıdır. Yazım kurallarına titizlikle uyulmalıdır.
Konuşmada ise aynı şehirde yaşayan insanlar arasında bile aksan farklılıkları çoktur. Bir de aileden gelen alışkanlıklar araya girer.
Örneğin kimimiz “gidicem” deriz, kimimiz “gitçem” deriz; gidiciiim diyenler, gidecem diyenler de vardır.
Yazı dilinde ise sadece “gideceğim” şeklinde yazmak zorundayız.
3- Konuşma dilimizde “ve” bağlacını kullanmayız. Son zamanlarda televizyon filmlerinin de etkisiyle “ve” bağlacının konuşma dilimize az da olsa girdiğini görüyorum. Televizyon filmlerindeki konuşmalar ilginçtir; konuşma dili ile yazı dili arasında bir yapıya sahiptir. Doğal bir konuşma dili değildir.
4- Yazı dili edebî yazılar, resmi yazışmalar, özel mektuplar, kişisel notlar gibi çeşitlere ayrılır. Konuşma dilinde bu farklılıklar yoktur. Sadece belirli yerlerde, bazı önem verdiğimiz insanların karşısında ne dediğimize, nasıl konuştuğumuza dikkat etmeye çalışırız.
5- Yazı dilinde günlük hayatta hiç kullanmadığımız sözcüklere çok yer veririz.
6- Yazılı anlatımlarda: habercilikte sade ve gerektiği kadar zengin bir dil, edebiyatta ise çok zengin bir dil kullanılır.
Sadece edebî değeri olan yazılarda çok özel edebî kelimeler kullanılabilir. Bu kelimeler diğer yazı türlerinde kullanılmaz. Çünkü “edebî” kelimeler çok özeldir. Kompozisyonlarda bile kullanamayız.
Günümüzde edebî özelliği olan kelimeler Fransızcada ve İngilizcede hâlâ kullanılmaktadır. Bizde ise unutulmuştur.
Osmanlıcada bugünkü İngilizcede ve Fransızcada olduğu gibi çeşitli yazı türlerine mahsus kelimeler çoktu. Şimdi bunlar hemen hemen hiç yok.
7- Habercilik dilinde zengin ve sade dil kullanılmaya özen gösteriliyor.
Bazı örnekler:
Sadece “dedi / söyledi / anlattı” gibi kelimeleri sık kullanmaktansa aşağıdakilere de anlatımlarda yer verilir. Televizyonda haber bültenlerinde sık işittiğimiz birkaç söz:
Sözlerine ekledi / dile getirdi / ifade etti / açıkladı
Konuşurken sadece “dedi, söyledi, anlattı” kelimelerini kullanırız.
8- Konuşma dilinin zenginliği kişiden kişiye değiştiği gibi, ortamdan ortama da değişir. Meselâ bir iş adamı mesleği ile ilgili sözcükleri genelde meslektaşları ile, iş için konuşurken kullanır. Evinde ailesi içinde ve dostları ile sıradan vakit geçirmelerde o kelimeleri kullanmaz.
9- Dil kıyafet gibidir. Ne herkes üzerinde taşıyabilir ne de herkes kullanmayı becerebilir!
Bir insanın eğitim düzeyi, görgülülüğü, hatta zekâ düzeyi yazılı anlatımlarında çok iyi anlaşılır. Konuşmalarından pek fazla anlaşılmaz.
* * * * * * * * * *
Aşağı kısım yazımın ilk halidir. Yukardaki kısım okul öğrencilerinin şikâyetleri üzerine sonradan eklendi.
* * * * * * * * * *
Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Osmanlıca dilbilgisi kurallarının devre dışı bırakılması gibi Türkçemize uygun olmayan unsurların dilimizden ayıklanması güzel. Latin harflerine geçmemiz ise gerekliydi. Çünkü Arap harfleri Arapça için mükemmel olduğu halde Türkçemizin özelliklerine uygun değildi.
Bu çalışmaların ve yeniliklerin yanısıra dilimiz gerektiği gibi zenginleştirilmeliydi. Titizlikle işlenmeliydi. Ama dilimizin zenginleştirilememiş, tam tersine sığlaştırılmış olması üzücü ve düşündürücü. İngilizceden Türkçeye çeviri yaparken çok sayıda kelimelerin Osmanlıcada bulunduğunu, günümüz Türkçesinde bulunmadığını, daha da kötüsü o Osmanlıca kelimelerinin artık hiç kullanılmadığını görmek gerçekten üzücü. Günümüze kadar yapılan çalışmaların sonucunda şimdi Türkçemizin küçültülmüş olması çok düşündürücü, bir o kadar da vahim. Adeta Türk kültürüne bir darbe niyeti güdülmüş.
Edebi türden yabancı eserleri Türkçeye çeviren bazı çevirmen arkadaşlarımdan duyduğuma göre yayınevleri Türkçeyi daha da sığlaştırmak için ellerinden geleni var güçleriyle yapmaktalar. Arapça ve Farsça kökenli kelimelerimizin çevirilerde asla kullanılmaması için çevirmenlere baskı yapılıyormuş.
Trajikomik bir örnek:
Arkadaşımın yaptığı bir çeviriyi kırpa kırpa kuşa çevirirlerken, bir de, “Burada niçin sandalye dedin, bunu iskemle olarak değiştirelim” demişler. Arkadaşım “Ama bu da öz Türkçe bir kelime değil” demiş. Verdikleri komik ve saçma cevap: “Evet ama iskemle en azından dilimizdeki sesli harf uyumuna duygun!”
Üniversite yıllarımda ben de çeviri öğretmenimden bu konuda az çekmemiştim.
Türkçemiz küçültülmeye tam gaz devam ediliyor.
Yazı dilinin gereksinimleri:
Yazı dili kelime dağarcığı zenginliği ister. Güzellik ve estetik ister. Aynı kelimeyi peş peşe gelen cümlelerde tekrar tekrar kullanmaktansa eş anlamlılarının kullanılmasını ister. Bir cümlede örneğin yazdıysam, diğerinde meselâ demeliyim. Önceki cümlede sözcük dediysem sonrakinde kelime demeliyim. Bunun gibi, yoksul-fakir, güçlü-kuvvetli, dil-lisan sözcükleri peş peşe gelen cümlelerde birbirlerinin yerlerine kullanılmalıdır. Yazı dili bunu gerektirir. Ama yapılması bazılarınca hoş görülmüyor. Çünkü Osmanlıca antipatisi bazı çevrelerde aşırı boyutlarda. Hele edebi alanda meslek sahibi olan kişilerin bu anlamsız tutumları onların kendi mesleklerine bir ihanetinden başka bir şey değildir.
Dilde yabancı düşmanlığı iyi bir şey olsaydı bunu en önce dünyanın en açıkgöz milleti olan İngilizler düşünürdü. Dillerinde bugün aktif olarak kullanılan on binlerce Fransızca kelime vardır. Hiç de bunları ayıklamak gibi gereksiz işlerle uğraşmıyorlar.
Yazı dillerinde kullandıkları kelime sayısı yüz binin üzerinde olan İngiliz yazarlar var. Sözcük dağarcıkları bu kadar zengindir. Üstelik bunlar sıradan yazarlar. Bir de çok daha tecrübeli daha büyük yazarları düşünün. Ya Türkçemizde durum nasıl?
Kelime dağarcığının önemi: Bu durumun vahim olması yazı dili “estetiği” ile sınırlı değil. Keşke o kadarıyla kalsaydı. Duyguları ve düşünceleri söze dökme açısından çok zor bir durumdayız. Yukarda çeviri yaparken pek çok kelimenin Türkçe karşılığını bulamıyorum demiştim. İşte bu en vahimi. Türkçemizden silinmiş unutturulmuş sözcükler aynı zamanda ifade etmeyi unuttuğumuz duygu ve düşüncelerdir. Bu duygu ve düşünceler yine içimizdedir ama ifade edememekteyiz yani sözcüklere dökememekteyiz.
Kelime hazinen kadar fikirlerini başkalarına iletebilirsin. Kelime hazinen kadar düşüncelerini ifade edebilirsin. Kelime hazinen kadar okuduğunu anlayabilirsin.
Nasıl ki teknolojiden faydalanıyoruz, bizim icadımız değil almayalım demiyoruz, aynen onun gibi Türkçemizde hâlâ bulunan yabancı kelimeleri de kabullenmek zorundayız. Bu kelimeleri Türkçe kökenli değil diye atmak bağnazlığın ta kendisidir. Eğer ben bir fikrimi ifade edebilmek için kelime bulamıyorsam bu benim bir acizliğimdir. Yazı dilinde çok aciziz. Konuşma dilinde ise neredeyse sadece beden dili ile anlaşabiliyoruz. İnsanlarımız arasındaki anlaşamamazlıkların, geçimsizliklerin, kavgaların başta gelen sebeplerinden biri de budur.
Bir halkın dilindeki yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark, buz dağının su altıdaki ve su üstündeki kısımları arasındaki fark gibidir. Yani ben konuşma dilinde bin kelime kullanıyorsam, yazı dilinde en az on bin kelime kullanabiliyorum demektir. Peki yazı dilimiz bile birkaç bin kelime ile sınırlı ise konuşma dilimiz ne durumdadır?
Bu sorun sadece dilimizin sığlaştırılmış olmasından kaynaklanmıyor. Eğitim sistemimizin kötülüğü ve milletçe okuma alışkanlığımızın olmamasından da kaynaklanıyor aynı zamanda.